KİLİS AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA
Dava Numarası: E:2000/164
Konusu: İddia makamınca verilen mütalaaya itiraz dilekçesi
Mahkemenize ilgili dava ile alakalı olarak verilen iddia makamının mütalaası, her ne kadar daha önce ifade olarak gerek müfettişliğe ve gerekse de sayın mahkemenize verdiğimiz bilgilerden başka bir içeriğe sahip olmasada; böyle bir savunma yapmamızı zorunlu kılmıştır. Şöyle ki;
Mütalaanın ilk sayfasında da lâfzen belirtildiği gibi, bu görüşler iddianamedeki görüşlerin aynısıdır. Oysaki yedi yılı aşan, yargılama safahatı boyunca birçok gerçek ortaya çıkmış ve gerek müfettişlik ve gerekse de iddianamedeki görüşlerin tamamı çürütülmüştür. Mahkemeniz nezdinde verilen bütün sanık ifadeleri de bir birini doğrular şekilde bütün bu dosya kapsamı suçlamaların varsayımlara dayalı olduğunu ortaya koymaktadır. Yine sayın mahkemenizce yaptırılan, birçok bilirkişi incelemeleri de bu yönde olmakla, bahse konu suçun oluşmadığını desteklemektedir.
İkinci sayfanın üst kısmında “uzman incelemesi raporu” olarak belirtilen belge incelendiğinde de, bu uzman incelemesi raporunu hazırlayanların; müfettişlikçe görevlendirilen gümrük muayene memurları olduğu görülecektir. Müdahil bir idarenin memurlarının yapmış olduğu uzman incelemesi raporlarının mahkemenizce, bağımsız kişilerden oluşan bilirkişilere yaptırılan incelemelere aykırılık teşkil ettiği açıktır. Firmanın ticari defterleri ile muhasebe kayıtları ve suça konu belgelerin bilirkişilerce incelenmesi, malların satış, imalat, nakliye, ithalat ve ihracat işlemlerinin defterlere zamanında ve usulüne uygun kaydedilip edilmediği ve kayıtlarda belge tarihine göre teselsül edip etmediği bilirkişilerce incelenmiş ve bu yönde bir suç unsuruna rastlanmadığı tespit edilmiştir.
Yine aynı kısmın altında bahsedilen ‘ilgili firmanın araçlarında zulaların olduğu’ iddialarının; mahkemenizce 25.04.2001 günlü, mahallinde yaptığı ve zaptta geçtiği, keşif ve bilirkişi inceletmesi neticesinde, gerçek dışı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle de firmanın zapt edilen araçlarının tamamı kendisine iade edilmiştir. Keşif ve bilirkişi inceletmesi sırasında olay yerinde de bulunan, mütalaa sahibi kurumun herhangi bir itirazı olmamasına rağmen, mütalaasında bundan hiç haberi olmayan bir şekilde, değerlendirme yapıldığı açıktır.
İhracat işlemleri ile ilgili olarak El-Salame Gümrük Müdürlüğünden elde edilen kayıtların, soruşturmacılarca yanlı değerlendirilerek, aleyhimize bir delil gibi gösterilmeye çalışıldığı açıktır. Bu tutanaklarda ‘araçların’ Suriye’ye giriş yapmadıkları kayıtlıdır. Oysa ihracatın konusu araçlar değil, bunların taşıdığı ‘eşya’dır. Eşyanın giriş yapıp-yapmadığı konusunda bir bilgi mevcut değildir. İlgili ihracat beyannamelerinin 20 nolu ‘teslim şekli’ nin gösterildiği sütunları incelendiği zaman ‘DAF(deliveri at frontier) ya da FOB(free on board)’ olduğu görülecektir. Bu uluslararası teslim şeklinde, tanımından da anlaşılacağı üzere; ihracat eşyası, ithalatçının ülkesi sınırında yâda satış yerinde, kendisine teslim edilir. Tabii ki bu durumda, araçların Suriye’ye giriş kayıtları olmayacaktır. Eşyanın giriş kayıtları neden araştırılmamıştır? Bu konuda firma tarafından ihracat konusu eşyaların tam ve cinsine uygun olarak alındığına dair yazılı beyanları mahkemenize ibraz edilmiştir.
‘Suriyelilerin Gümrüğümüzü bazı konularda uyarmak amacıyla 22.04.2000 günü bir görüşme’ yapıldığı yönündeki iddialar da mahkemenizce, Kilis Valiliğine sorulması üzerine, bu günde bir görüşmenin yapılmadığı yönünde cevaplanmıştır. Suriye’den elde edilen belgeler dikkatle incelendiğinde kendi içinde bir takım çelişkiler arz ettiği, özenli düzenlenmediği göze çarpmaktadır. Şöyle ki; her bir ihraç işlemine ilişkin kayıtlarda taşımayı yapan araçların tek tek plakaları belirtilmişken kimi işlemlerde sadece araç sayısı belirtilmekle yetinilmiş, kimisinde aynı taşımayı yapan araçlar mükerrer kaydedilmiş, kimisinde aynı araç aynı anda iki ayrı taşımayı yapmış gibi kaydedilmiş, kimisinde ihraç edildiği belirtilen emtia miktarları nazara alındığında her bir araca istiap hadlerinin çok çok üzerinde yükleme yapıldığını düşündüren kayıtlar tutulmuş, kimisinde de çuval sayısına göre hesaplanan toplam emtia miktarları olması gerekenden az veya fazla gösterilmiştir. Bu da göstermektedir ki Suriye gümrük idaresinin doğruluğu başka bir kayıt veya belge ile teyit edilmeyen bu listelerin kayıtsız ve şartsız doğru ve güvenilir kabul edilmesi olanağı ortadan kalkmaktadır. Ayrıca 31.12.2000 den önce Suriye El-Saleme gümrük kapısında kantar olmadığını, Suriye Taşıma Bakanı imzalı zorunlu unsurları taşımayan ve kapasitelerinin üzerinde yük taşıyan araçların Suriye’den çıkışına izin verilmemesi gerektiğini, yine Suriye Ekonomi ve Dış Ticaret Bakanı imzalı kamu sektörünün ithalatına tahsis edilmiş madde ve emtianın yapmış olduğu ihracatta sağlanmış %75 oranındaki dövizden ödemek şartı ile özel sektör tarafından ithalatının yapılabileceğini içeren onaylı belgelerde bu gerçekleri ortaya koymaktadır. Burada bahsedilen bütün bu belgeler mahkemenizde mevcuttur. İddia makamının en azından mütalaasında bu hususları değerlendirmesi gerekirdi.
Suçlama konusu fiillerle ilgili olarak, mevzuata belirtilen kurallara aykırı davrandığıma ve bu şekilde görevimi suiistimal ettiğime dair somut bir tespitin bulunmadığı, yorum ve kanaate dayanılarak bir suçlamanın yapıldığı, ne zaman hangi fiil ile ne şekilde suç işlediğimin açık, kesin bir şekilde ortaya konulmadığı açıktır.
Konumuzla ilgili olarak önemli değişiklik kaçakçılık amacıyla örgüt kurma ve böyle bir örgütün faaliyeti çerçevesinde kaçakçılık eylemlerinin işlenmesidir. Şöyle ki 5607 sayılı kanunun kaçakçılıkta nitelikli halleri düzenleyen 4. maddesinin 1. fıkrası gereğince.’ Bu kanunda tanımlanan suçların ve kabahatlerin, bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza iki kat arttırılır.”. Burada 4926 sayılı kanundan iki önemli fark bulunmaktadır:
Bu farklardan ilki, yasanın kaçakçılık amacıyla teşekkül kurma suçunu bünyesinden çıkarmasıdır. Bundan böyle. Suç oluşturan kaçakçılık eylemlerinde 5237 sayılı TCK. nun Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma suçunu düzenleyen 220. maddesinin uygulanması olanağı tartışma konusu olacaktır. Zira TCK. 220. maddesi sadece suçlarla ilgili bir hüküm olduğuna göre kabahat türündeki kaçakçılık eylemlerinde 220. maddenin uygulanma olanağı yoktur. Buna karşılık, böyle bir örgütün faaliyeti çerçevesinde kaçakçılık kanunundaki suçların ve kabahatlerin işlenmesi halinde, kaçakçılık suçunun cezası iki kat artırılacaktır.
5607 sayılı kanun görevli mahkeme yönünden de önemli bir değişiklik yapılmıştır: Yasarın 17. maddesinin 2. fıkrası gereğince .‘Bu kanun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye ceza mahkemelerinde görülür. Ancak bu suçların bağlantılı olarak resmi belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde, görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir.’Görüleceği üzere, yasa kaçakçılık suçlarında asliye ceza mahkemelerinin madde itibariyle yetkisini kabul etmiş ve sadece resmi belgede sahtecilik suçu ile bağlantılı kaçakçılık suçlarının ağır ceza mahkemelerinde görüleceğini öngörmüştür. Böylece, kaçakçılık suçunun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi durumunda dahi bundan böyle Asliye Ceza Mahkemeleri yetkili olacaktır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesinin 2. fıkrası gereğince.’Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehinde olan kanun uygulanır ve infaz olunur.
5607 sayılı yeni yasa, 4926 sayılı yasanın 5. maddesinde düzenlenmiş bulunan Kaçakçılık Amacı ile Teşekkül Oluşturulması Suçuna bünyesinde yer vermemiştir. 4926 sayılı yasa yürürlükten kaldırıldığı içindir ki, bu hükmün bu şekilde işlenen önceki eylemlere uygulanması düşünülemez. Yeni yasal düzenleme çerçevesinde TCK. 220. maddesinin kendiliğinden devreye girmesi de kabul edilemez. Zira 4926 ve 5607 sayılı yasalar özel yasa niteliğini taşıdıkları içindir ki genel yasa niteliğinde olan 5237 sayılı TCK. İle olan tüm ilişkilerinin özel-genel norm ilişkisi kapsamında değerlendirilmesi ve çözümlenmesi gerekir. 5237 saydı TCK. nun 5. maddesi gereğince bu yasanın ancak “genel hükümleri” özel yasalara da uygulanır. Yoksa Türk Ceza Kanununun özel hükümleri ve bu meyanda 220. maddesi özel yasaların kapsamına giren eylemlere kendiliğinden uygulanamaz. Uygulanabilirliğin sağlanması için özel yasada açık hüküm olması gerekir.
5607 sayılı yeni yasada TCK. 220. maddesinin uygulanmasına olanak veren bir hüküm bulunmadığı gibi, 4. maddesinin 5. fıkrasına “Bu kanunda tanımlanan suçların ve kabahatlerin, belgede sahtecilik yapılarak işlenmesi halinde, ayrıca bu suçtan dolayı da cezaya hükmolunur’ hükmü konularak. Ancak belgede sahtecilikten dolayı ayrıca ceza verileceği öngörülmüştür.
Diğer durumlarda, örneğin örgütün faaliyeti çerçevesinde kaçakçılık suçunun işlenmesinde ayrıca örgüt kurma suçundan ceza verileceğinden söz edilmemiştir (TBMM. Dönem 22,Yasama Yılı 5,Sıra Sayısı 1275). Diğer yandan. 17. maddenin 2. fıkrasının sadece resmi belgede sahtecilik suçu yönünden görevli mahkemeyi Ağır Ceza Mahkemesi olarak göstermesi de yasa koyucunun bu konudaki amacını açıkça ortaya koymaktadır.
Bu konuda sonuç olarak ifade edebiliriz ki. 5607 sayılı yeni yasa kaçakçılık eylemleri bakımından yeni bir sistem kurarken, suç oluşturan kaçakçılık eylemlerinin yanı sıra kabahat oluşturan kaçakçılık eylemlerini de yasa kapsamına almış, suçların ve kabahatlerin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi durumunda verilecek cezanın iki kat artırılacağını öngörmüş, ancak bu son durumda belgede sahtecilikten farklı olarak ayrıca örgüt suçundan dolayı da cezaya hükmolunmasından söz etmemiştir.
Açıkladığımız nedenlerden dolayı, yürürlükten kaldırılan 4926 saydı Kaçakçılık Kanununun 5. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiş bulunan kaçakçılık amacıyla teşekkül oluşturma ve yönetme hükmünün uygulanma olanağının kalmadığı, 5607 sayılı yasada bu tür bir hükme yer verilmemesi ve belgede sahtecilik suçlarının dışında bu konuda ayrıca cezalandırmaya ilişkin açık bir hükmün de bulunmaması karşısında, TCK. 220. maddesinin burada uygulanma alanının olmayacağı açıktır.
Sonuç olarak; açıkladığım nedenlerden dolayı şahsıma isnat edilen bu suçlamaların mesnetsiz ve varsayıma dayalı bir içeriğe sahip olduğu açıktır. Beraatım yönünde karar vermenizi saygıyla arz ederim.
29.11.2007
1
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder